Dederuhi.net http://www.dederuhi.net Devamlı bir şeylerle uğraşan adam Thu, 19 Feb 2015 12:13:17 +0000 tr-TR hourly 1 Yeni Motosiklet Botu(Alpinestars SuperTech-R) http://www.dederuhi.net/motosiklet/yeni-motosiklet-botualpinestars-supertech-r/ http://www.dederuhi.net/motosiklet/yeni-motosiklet-botualpinestars-supertech-r/#comments Sat, 14 Feb 2015 20:40:30 +0000 http://www.dederuhi.net/?p=290 Motosiklet kullananların koruma konusunda en çok salladıkları yerlerin başında ayaklar gelir. Kask konusunda epey bilinçlendik, saolsun Altın Elbiseli Adam’ın bu konuda katkısı çok büyük. Artık kask takmayan ayıplanır hale geldi. Ama o koruması olmayan kot pantolonların altında hala spor ayakkabı görmekteyiz sık sık. Üstelik bağcıklı ayakkabı bunlar. Bağcık inanılmaz tehlikeli. Kimi markaların bağcıklı motosiklet botu var ama ipleri yani bağcıkları içeriye gizlenebilecek nitelikte oluyor. Ama önerilmez tabi ki.

Öncelikle neden hep motosiklet botu diyoruz onu açıklayayım. Çünkü motosiklet ayakkabısı olmaz, olmaması gerekir, sen kaval kemiğini de korumalısın. Kazalardan hiç bahsetmiyorum bile, benzinlikte pompacı(ahah bu da nasıl isimse) bir öndeki pompaya ilerler misin dediğinde ne yaptığımızı düşünelim. Motosikleti durdurmuşuz, ayaklarımızla badi badi adım atarak gidiyoruz di mi? Bu zamana kadar sürücü peginize kaval kemiğiniz kaç kere çarptı otoru yürütürken ya da geri alırken? O nasıl acır biliyo musunuz? Ayrıca scooter ile yaşanan düşmelerde, yapısı itibariyle ayak bastığınız yer hemen ayak bileğinizi yaralar. O yüzden hep uzun bot.

Gelelim ben ne bot kullanıyordum kısmına. Benim ayak numaram biraz büyük. Spor ayakkabıda 47,5 hatta kalıbına göre 48 giydiğim de oluyor. YDS marka uzun botum vardı onun numarası 45’di. Şimdi yeni aldığım bot ise 46. Yani denemeden bot alınmaz. İlk botunuzu Türkiye’den almak ya da denemek zorundasınız yani. Sonra o botu sevdiyseniz, nerede ucuzsa oradan alabilirsiniz. İnternetten sipariş verebilirsiniz yani. Ama şöyle bir şey var ki, Alpinestars markası, Türkiye Distribütörü olan Motovento’da, yurtdışı fiyatı ile aynı fiyata satılmakta. Nitekim bugün ben de oradan aldım. Evet bugün bir sürü mal geldi fuar için, ve stoklara girmeden kutuların içinden botları bulduk aldım hemen.

Önce eski botumdan bahsedeyim. YDS 11.0 GTX modeli. Başlarda memnundum, aslında fiyatına göre iyi bir bottur. Tamamen deri, piyasadaki tüm botlardan daha rahat, idare eder bir şekilde su geçirmez bir bot.

yds

 

Bu bot ile CSS eğitimine katıldım, yani pist gereksinimlerini karşılıyor(uzun ve korumalı olması yeterli aslında).

562014100307

Yaz kış kullandım, yeri geldi tüm gün ayağımdan çıkmadı. %100 pamuklu çorap ile koku da yapmadı. YDS işinde çok başarılı bir firma ve fiyatına göre (430TL – http://www.ydsshop.com/?urun-112-diablo-11-0-gtx), en iyi ürünü veriyor. Kot pantolon altında çok fazla göze batmıyor. Kimisi çok sıcağa gelemez ama ben çok önemsemem sıcağı. Zaten iş yerinde normal ayakkabım var ve işe gelince değiştiriyorum. Bir de yol durumunu kontrol etmekten ayağımla, sol tekinin tabanını biraz erittim ama çok sıkıntı yaratacak gibi bir erime değil bu tabi. Şimdi gelelim kötü yanlarına. YDS’nin topuğu ve burnunda sert koruyucu malzeme var ama bu iç kısmında sadece. Dış kısmının ise kaygan ve sert olması gerekiyor. Yani yerde sürüklenme durumunda, kaymalı ve asfalta ya da nerede sürükleniyorsa o yüzeye tutunamamalı. Eğer tutunursa ya bizi fırlatır havada taklalar atarak yere düşeriz ya da ayağımızı istemeyeceğimiz bir pozisyona sokar. (ayağın göte kaçması)

Bir de sağlamlıkla ve yapısı ile ilgili şeyler var;

IMG_3886

 

Daha hiç kaza yapmadığım 1,5 senelik botun fermuarı attı(mağazaya götürünce düzeltirler ama, müşteri memnuniyeti iyidir) ve yırtık oluştu kendi kendine. Bir de;

IMG_3888

 

Gore-Tex demesine rağmen, içinin tamamen Gore-Tex kumaştan olmadığını görüyorsunuz. Sadece fermuarlanan kısmının içinde Gore-Tex iç astar var. Gore firmasının kumaşlarında GORETEX kelimesi yazan desen olmak zorundadır, yani bunu kullanıyorsanız, bu kurala uymak zorundasınızdır. Botun geri kalan kısımlarında hiçbir şey yazmıyor. Ama kısa olan versiyonunda, her yerinde Gore-Tex yazan kumaş var. O da ilginç bir konu. Tabi bir de ayakkabının uç kısmına doğru, içi yapış yapış bir hal aldı. %100 su geçirmez özelliği yok, evet su alabilir ama böyle bir şey beklemiyordum. Yıkayamazsınız da, kaldı öyle yani. Belki silmeye çalışarak, bu durum giderilebilir. Neyse, ben artık bu botu kar ya da sağanak yağmur yağdığında, motosikletsiz çıkacaksam giyeceğim. Yani günlük hayatımda. Bunun için bir botum yok, bunu kullanıcam ki zaten kullanıyorum da.

Bugün aldığım botlar ise bambaşka botlar. Hali hazırda MotoGP’de falan giyiyorlar sanırım. Baya en üst seviye bot. Paranın alabileceği en iyi bot belki de. Bunları diyorum ama hava atmak için değil, az sonra nedeni daha da çıkacak ortaya. Bu linki ve liste fiyatı 1316TL. (http://www.motovento.com/?p=product&gl=motovento&cl=Racing&i=974&c=581) Kendisi yarış botu. Supersport makinelerin yarışlarında kullanılanlardan. Enduro tipi motosikletlerin de yarışları oluyor, onların da özel botları var, onlar da yarış botu.

IMG_3880

 

Çoğu insanda olduğu gibi bende de Alpinestars’ın bir love mark olma durumu mevcut. Love Mark dediğimiz şey ise, çok sevdiğiniz, ne yapsa almayı isteyeceğiniz marka gibi bir şey. Ama dünyanın en objektif insanlarından birisi olan Altın Elbiseli Adam – Barkın Bayoğlu’na göre bu botlar, piyasadaki en rahat yarış botları. Bence çok rahat zaten, yürürken ve normal hayatta YDS’ye göre daha az rahat ama o da topuğu yüzünden. Asıl hava atar gibi anlattığım kısımlara geliyorum. Yine Altın Elbiseli Adam’ın SuperTech-R modeli botlarının en eskisini ne zaman aldığını sorduğumda bana 2007 senesi demesi olayı bitirdi. 2008 senesinde aldığı botu hala kullanıyor şu an. 2007 senesinde aldığının tabanını biraz eskitip(yine ayakla yol kayganlığını anlama amaçlı) yeni taban çaktırmaya çalışmasından ötürü, biraz bozulma yaşamış. Uğraşsan kullanılır hala.

Biz 2008 senesini baz alalım. 2015 yılındayız, yani 7 sene geçmiş üzerinden. 7 sene içerisinde kaç tane YDS bot eskitilirdi? Ya da ne kadar korurdu ayakları? Hesap yapmaya bile gerek duymuyorum her şeyi ile ortada. Aslında SuperTech-R modeli gayet fiyatı uygun bir model.

Şimdi gelelim “7 senelik ayakkabı ya da bot giyilir mi ulan” sorusuna. Normalde içindeki bakterilerden yeni bir ayak oluşması, ya da giydiğinizde çorabın asitlikten erimesi söz konusu olmalıydı. Tabi bunun için güzel malzemeler var, mesela Motul’un kask içi ve bot içi sprey’i var, tertemiz oluyor birden, misler gibi kokuyor sıkınca. Ama bu modele özel(diğer eski bazı modellerde de vardı) çıkarılabilir içlik söz konusu:

IMG_3881

 

Evet bu kısım botun içinden çıktı. Bunun içine ayağınızı sokuyorsunuz ve bu haliyle yıkanabilir bir şey.

IMG_3882

 

Hem iç hem de dış kısımdaki ayak bileği desteğini görüyor musunuz. İşte o yarış pozisyonunda oturuşta, ayak bileğinizin daha az yorulmasını ve daha çok korumayı sağlıyor. Detaylar en güzel şeyler. Yani yer tuvaletinde(alaturca) saatlerce oturduğunuzu düşünün.

Bu botun bir de perforeli olanı var. Yani dış derisi delikli, yazın dayanamayanlar için iyi bir çözüm. Bana komaz, zaten ekvatora yakın bir yerde büyüdüğüm için, İstanbul bana yayla gibi geliyor.

IMG_3883

 

Bir de botun ucunun dış kısmında Toe Slider denen kaydırıcı bir malzeme var. Bu malzeme virajlarda, çok yattığımızda ayağımız yere sürter diye konulmuş bir şey. Haliyle eriyen bir şey var kolayca değiştirilebilir. Renk renk satılıyor, telefon kapağı gibi. Magnezyumdan yapılma olanı da var, görünce onu da aldım. Düşebilen bir şey çünkü, tak çıkar yapıp çok oynarsanız biraz yalama olma durumu olabiliyor. Buna da dikkat etmeli. Magnezyum neden peki? Sanırım daha korumalı olduğu için olmayabilir, çünkü pistte metal koruma kullanılması yasaktır benim bildiğim. Virajda kıvılcım çıkarmak için olabilir. Kimisi çok seviyor onu, ben de gün gelir piste girip video çekersek diye aldım. 79TL gibi bir fiyatı vardı. Aynı magnezyumun topukta olanı var ama o kısmı kolay çıkmıyor, vidalı oralar, değiştirilebiliyor sanırım. İki tane de sticker çıkıyor içinden. Bu bazı markaların yaptığı hoşluklardan, tam motosiklet karenajına yapıştırmalık.

İşin özü, yıllardır modeli değişmeyen, kendini kanıtlamış ve uzun vadede daha karlı olan bir bot bu. Aynı zamanda görünüşü o kadar güzel ki, motosikletin üzerindeyken arkanızdakilere güzel görüneceğini bildiklerinden, topuklarında da şık bir marka logosu mevcut. Bu arada motora temas eden kısımları da kaymasın diye ve motosikleti daha iyi tutabilin diye virajlarda sarktığınızda, süet yapmışlar. Her şeyi gaz aletin, insanı baya moda sokuyor, iyi hissettiriyor. Bu yarış ekipmanları muhteşem, biz ölümlüleri günlük hayatta ego seline maruz bırakıyor faydalarının yanında.

Bu arada pompacı kavramının çok doğru olduğunu düşünmeye başladım, litre fiyatı itibariyle o adamcağızlara pompacı demeyelim de ne diyelim. Benzinliklerdeki pompa emekçilerine yine de güleryüz gösterip, hal hatır etmek gerekir. Şaka bir yana, sabit ücretle çalışan emekçiler çoğumuz gibi. Bizleri yani motosikletlileri pek sevmezler, hesaba almazlar. Bu bizim elimizde. Belki deposu 470TL’ye dolan dev bir jip sahibi gibi bahşiş veremeyebiliriz ama, en azından daha değerli bir şey olan halini hatrını sorabiliriz.

]]>
http://www.dederuhi.net/motosiklet/yeni-motosiklet-botualpinestars-supertech-r/feed/ 0
Bir Garajım Olsaydı…(Yeni gelen kafa demiri+gösterge) http://www.dederuhi.net/motosiklet/bir-garajim-olsaydi/ http://www.dederuhi.net/motosiklet/bir-garajim-olsaydi/#comments Thu, 12 Feb 2015 20:12:50 +0000 http://www.dederuhi.net/?p=272 Şimdi aslında her adamın hayalidir. Kim istemez ki motosikletini koyabileceği bir garajı, içinde koltuk olan, çayını kahvesini, birasını alıp motorunun önünde içebileceği, alet edevat takımının olduğu, motosikletinin bakımlarını yapabileceği(Ecnebiler buna man-cave derler). Millet olarak göçebelikten geldiğimizden midir nedir, evlerimiz o kadar rahatsızdır ki, sert divanlar, içi kargı ile doldurulmuş sırt dayamalık yastıklar. Hatırlayın, o eski kitaplıklı kanepe dünyadaki en rahatsız şeydir.

DSC00013

 

Biz rahat etmeyi bilmeyiz, keyif yapmayı ayıp zannederiz, nasıl bir baskı altında yetişmişsek, bu bizim her şeyimize yansımış. Arkadaş şu memlekette garaj kültürü olmaz mı? Millet garajda dünya devi Apple markasını üretiyor, Google’ı kuruyor, bizim garajımız yok, evin salonunda yapsak anne kızar batırdın her yeri diye, mutfak masasında üzerinde tül örtülü salça tepsisi.

Şimdi ZX7R var ya bende, öğrenmek, parça bulmak soru sormak için facebooktaki ecnebi ZX7R gruplarına üye oldum. Şimdi bu motosiklet tüm dünyada artık bir kült haline gelmiş bir araç. Hala bölgesel yarışlarda kullanılıyor. Adam jetkit takıyor, açık hava filtresi, boğazdan yarış egzozu, bir de yarış karenajları, sonra frenleri değiştiriyor tamam. En masrafsız yarış motoru. Adamlar çünkü bizim ülkemizde temiz diye satılan halini 800$ gibi bir fiyata alabiliyor. Gerçekten temizleri, 20.000km de olanlarını ise 2000$ gibi fiyatlara alıyor. İngiltere’de de fiyatlar bu şekilde. Kuru pound’a çevirin devam… İngiltere bunun asıl membağı.

Orada milletin garajlarını görüyorum, sürekli ağlamaklıyım. Hele bir tane manyak var ahanda: 10882971_10202491088472113_937138892_o

 

Levent Usta’ya yukarıdaki fotoğrafı göstermiştim. Kendisi bu ülkedeki en iyi ustadır. Kitap okur, service manual okur. İnternetten bakar, ölçüsüyle tork anahtarıyla vida sıkar. Asla parça ya da sarf malzemesi satmaz, parçanı yağını filtreni alıp gidersin. Ve bir parçayı sonuna kadar kullanmaya tamir etmeye çalışır. Kendisinde Dünya üzerindeki en orjinal kalmış ZX7’lerden birisi var hatta. Dedi ki, fotoğraftaki tüm ZX7’leri kullandım. Hepsi vardı bende, ama en güzeli borulu olandı dedi. Borulu ZX7 ise şu:

 

0505101821-00-1

 

 

Air intake’den gelen hava, hava kutusuna elektrikli süpürge borusu gibi borulardan gidiyor. Yenilerinde ise bu gizli, biraz incelerseniz bulursunuz. Ama bunun adı borulu ZX7’dir. Müthiş isim.

 

Bir de şöyle bir terim var: “Guys I’m breking the bike” diyor, toplamaktan uğraşmaktan vazgeçmiş, parçalayıp satıyor. Ama ne parçalar. Yeni gibi. e-bay’de bir adam buldum, Almanya’da. Bir arkadaşım gitmişken aldı, orjinal egzoz tüpü, far, radyatör demiri, radyatör… Tertemiz yahu, far nasıl pırıl pırıl. Yahu ona bir sinek yapışır, kurur çizer yok, yeni gibi. Şaka gibi fiyatlara.

asdaa

 

Vel hasılı kelam, en son kafa demiri ve gösterge satın aldım Amerika’dan. Yine bir arkadaşımın(çok sevdiğim abim) gidişine denk getirdim, kaldığı otele yollattım, gelirken getirdi. Şimdi benim karenajların oturmaması gibi bir sorunum var. Tir-i Zafer yani şu anki motorum aslında bir anka kuşu. Gavurcası Phoenix. Küllerinden yeniden doğdu. Bir çalınma vakası sonrasında hırsız bir ağaca girmiş. Malesef yaşıyor ve kayıp. Sonra o haliyle alınmış. Motor yarım haldeymiş. Şimdi bu motosikletin bir özelliği var. O da domuz gibi olması. 240kg civarında bir ağırlığı var. Şasisi o kadar kalın ve sağlam ki, bir şey olmuyor kolay kolay. Levent Usta yavaş yavaş(1,5 senede) toplamış. Kafa demiri o kadar kötü durumdaymış ki, kesip tekrar kaynak yaparak biçim verebilmişler. O yüzden karenajları tam oturmuyor.

Bu da benim gözüme çok batıyordu. Ne zamandır aklımdaydı ve bir ilan görünce hemen yapıştım. Kafa demiri+gösterge 30$. Sadece kafa demiri 200$’a da var, göstergesinin çalışanı 250$ falan. Benim aldığım gösterge Amerikan. Yani mil üzerinden, KM değil. Benim hız göstergem bozuk eski kazasından ötürü. Yer yer 45km daha hızlı gösteriyor, yaylanıyor falan. Şimdi satın aldığım göstergenin ise devir saati bozuk ve ibresi kırık. Ben içlerini değiştirerek sorunu çözeceğim. Kafademiri milimetrik eğri olsa bile şu ankinden iyidir diye onu takacağım. Gönderen eleman da o kadar iyi ki, gönderirken postaneden foto yolladı taa Texas’lardan(uç kutusuyla çekmiş ama olsun):

10950880_814985831907766_82758493_n (1)

 

Ve bugün elime ulaşan yeni malzemelerim:

IMG_3867

İnsanın hız göstergesi düzgün çalışınca, o hız göstergesinin akıcı yükselişi, 4 silindirli bir motorun kaymak gibi hızlanışı ile müthiş bir uyum olacak. Tabi bir de radara girmemek için lazım bu. Gösterge ve kafa demiri değişimi ile büyük değişim başlayacak. Her şey mat siyah olacak. Şöyle gibi:

zx10

Eksiklerim:

  • Orjinal sol ayna. (sağ da olabilir unuttum, ama iki tane sağ ayna var ve üzerinde çakma tırt aynalar takılı şu an)
  • Güzel bir plakalık(Kuyruk iptal ve plaka ile sinyaller iki uydurma lama ile tutturuldu en son, çok acelemiz vardı)
  • Led olmayan güzel sinyal takımı(ön arka)
  • Yeni stomp gripler(eskisini düzgün sökebilirsem kullanabilirim)
  • Güzel karenaj vidaları(bulunca anlayacaksınız ne demek istediğimi)
  • Yeni spor manetler
  • Yeni ön fren kaliperleri(şu ankiler 6 potlu Tokico, ve yenilense(refurbish) iyi olmayabiliyor, en müthiş çözüm gsxr600 srad’ın 4potlu nissinlerinden almak, yarışanlar en iyisinin o olduğunu söylüyor)

Yapılacaklar:

  • Stomp gripler sökülüp temizlenecek
  • Depo mat siyaha boyatılacak
  • Mat siyah kuyruk karenajları takılacak
  • Kaliper değişimi
  • Gidon (clip onlardan birisi) ayarlanacak, yamukmuş birisi
  • Jantlar düzelttirilecek(çukura girdim de sert bi şekilde)
  • Lastikleri takılacak(Rosso corsa takılıyor bu sefer. Super corsa yerine bunları deniyoruz bu seferlik)
  • Ufak imzavari kozmetik süsler olacak(gizli ve sürprizli)
  • Şasinin boyası düzgünce yapılacak
  • Mat siyah üzerine parlak siyah Kawasaki yazısı gelecek, Kawasaki Heavy Industries logosu da zarif bir şekilde kondurulacak bir yerine. Aşağıdaki logolardan birisi:

Kawasaki_logo_1961-1967kawasaki-river-mark-logo

20060422-Generator-02 Kawasaki-Heavy-Industries-logo

 

Bakalım, zaman bulabilirsem motosikleti Levent Usta’ya bırakacağım, yanında olmak istiyorum yaparken, fotoğraf çekebileyim de bloğa yazabileyim diye ama sistemin kölesi olan ben çalışmak zorundayım. Ama bunun için bir gün izin almaya değer gibi geliyor bana.

]]>
http://www.dederuhi.net/motosiklet/bir-garajim-olsaydi/feed/ 0
Kawasaki ER6-F(2006) Macerasından, ZX-7R’a Evrilen Yolculuk http://www.dederuhi.net/motosiklet/kawasaki-er6-f2006-macerasindan-zx-7ra-evrilen-yolculuk/ http://www.dederuhi.net/motosiklet/kawasaki-er6-f2006-macerasindan-zx-7ra-evrilen-yolculuk/#comments Thu, 12 Feb 2015 01:15:05 +0000 http://www.dederuhi.net/?p=258 Motosiklete yeni başlamıştım. Daha doğrusu ilk motorum. Bir hata. Hata derken böylesine büyük bir motorla başlamak hata. Neyse ki gücü ve son sürati dolayısıyla ya da ağırlığı yüzünden yaratmadı sorunu. Parçalarının pahalı oluşundan dolayı sıkıntı yaşadım. Her yeni başlayan düşer kalkar, bakmayı bilemez motora. O yüzden epey masrafım oldu.
motur

ER6 mevzusunu çok uzatmak istemiyorum, fakat sıkılmaya başladığım zamanlar, yeni motosiklet almaya gücümün kalmadığı zamanlara denk gelince, ben de modifiye edip kullanırım kafasına girdim. Şu alttakinden yapacaktım. Çok güzel değil mi?
IMAG1237_zps47abd18e

Ama asıl sorunu farketmeye başlamam, başka motosikletler deneme imkanı bulmaya başladıkça çıktı geldi. Neden? Çünkü boyum 1,87cm ve kilom ise 125kg kadar. Yani ER6 altımda küçük kalacak. Sorunun en büyüğü ise, üzerine Kawasaki Ninja ZX-7R gibi bir motosiklet kullanmış olmam. Benim için dünyanın en güzel motorudur. Büyüklüğü bana göre, gidişi bana göre. Ulan 4 silindir bana göreymiş. Bindikçe seviyorum, meğersem zamanında chopper merakı olan ben külliyen yanılmışım. Ki hayalim olan Harley Davidson Nightrod’u sürünce, bana göre olmadığını da anladım. Gitmiyor, evet Drag motoru olması rağmen gitmiyordu. Belki de test motoru olduğu için ama, dönmediği kesin. Tabiki hiç bir motosiklet bir yarış motoru kadar iyi dönemez. Benim aradığım virajmış.

Neyse ki bir ZX7 edindim. Edinebilme konusu büyük bir hikayedir, çok sevip saydığım birisi sayesinde. Sonra ise rüya başladı. Evet rüya 3 harfli bir şey ile ilgili. CSS yani California Superbike School.
562014100307

56201410630279

İnsanlar yurtdışına tropik adalara tatile çıkar, anlata anlata bitiremez, facebook’a fotoğraf koya koya bitiremez ya. Fırsat bulursam video gibi bir şeyde anlatacağım. Evet bir kamera edinir edinmez video da çekeceğim. Motoblogger ya da motovlogger olacağım ben de. Epey arttı bu aralar. İyi vloggler yaptı. Sayının artması muhteşem. Bunun faydasını 1-2 sene sonra, motosikletçiler olarak bil-fiil göreceğiz. O zaman faydalarını sayacağım, işte bunlar motovloggerlar sayesinde oldu diyeceğim.

Tabi sonra tahilsiz bir kaza yaşadım. Durduk yere freni boşalan bir kamyonet, geri geri gelerek motosikletimi ezdi. Karenajları hasar gördü. Fırsat bu fırsat yeni karenaj, yeni parçalar ile rengini değiştirip, parçalarını ise orjinale yaklaştırmaya çalışmaya başladım. Bunlar yeni yazılar konusu tabiki. Çok acaip öğretiler yatıyor bu değişikliklerde. Fırsat buldukça yazacağım.

IMG_1134

İlk değişim, çinden karenaj getirtmekle başladı. LKKmotor’dan almıştım ama sitenin ismini değiştirmişler bu olmuş: http://www.fairingmaster.com/products/kawasaki-fairing-kits/ninja-zx-7r-96-03/c-329/

Beklediğimizden iyi çıktı, kaliteli çıktı, toplamda 980TL tuttu shipping dahil ve sadece 4TL vergi ödedik 10kg’lık dev kutuya. E tabi kafa demiri yamuk motosiklete sıfır karenaj oturmaz, kafa demiri getirtmek diğer eksiklikleri gidermek gibi bir sürü şey var ve işte karşınızda Tir-i Zafer’in yenilenme yolculuğu. Blog’a ve motosikletli maceralar silsilesine hoş geldiniz:
IMG_3247

IMG_3246

]]>
http://www.dederuhi.net/motosiklet/kawasaki-er6-f2006-macerasindan-zx-7ra-evrilen-yolculuk/feed/ 0
Odyofili’ye Giriş, Amfi Güç Kablosu Değişimi http://www.dederuhi.net/hifi/odyofiliye-giris-amfi-guc-kablosu-degisimi/ http://www.dederuhi.net/hifi/odyofiliye-giris-amfi-guc-kablosu-degisimi/#comments Tue, 17 Apr 2012 23:49:28 +0000 http://www.dederuhi.net/?p=237 Bir ses sisteminde görsel tatmin, işitsel tatmin kadar yer tutmasa da; sizler de hak verirsiniz ki insanın yüzünü gülümsetebilecek bir güce sahiptir. Ben de ses sistemimin en güçlü halkasındaki göze çarpan bir zayıflık göstergesi olan elektrik kablosunu değiştirmeyi aylar öncesinden kafama koymuştum bile. Fakat elektrik kablolarının fiyatından ötürü bir türlü cesaret edemiyordum. TTAF firmasının çok güzel bir kampanyası gözüme çarpar çarpmaz benim de kalbim hızlı atmaya başladı. Tabiki ölümüne fark yaratacak bir değişiklik olmayacaktı ama görünüş olarak çok güzel bir değişiklik olacaktı.

Bü güzelliği 70TL gibi bir rakama elde edebiliyorduk. Tavsiye ederim, eğer ki PC Overclock işi ile ilgiliyseniz bilgisayarınızı uçuracaktır bu kablo. Tabi priziniz ve uzatmanız da iyiyse. Haliyle sisteminiz tüm gücünü bu kablo üzerinden çeker. Ne kadar rahat çekerse o kadar iyi olur. Tabi ses sisteminde çok daha fazla parametre olduğu için işitsel etkileri daha farklı oluyor. Öncelikle ince kablo gibi etrafa manyetik alan yayma miktarı daha az olduğu için, hoparlör kabloları ve interconnect gibi içinden analog sinyal geçen kabloları daha az etkileyerek dip gürültüsü faktörü azalıyor. Ayrıca amfi daha rahat güç çekebildiği için daha performanslı çalışıyor. Tabi bu etkiyi eğer varsa duyabilmem zaman alacaktır ama önceki halinden kesinlikle daha iyi olacağına eminim.

Amfim olan Pioneer A-757’nin şu orjinal güç kablosu gördüğünüz üzere topraksız idi. Aldığım kablo ise topraklıydı, sistem topraksız olduğu için toprak hattını kullanmayacaktım. Öncelikle amfiyi söküp nereden bağlantığını bulmam gerekiyordu. Üst kapağı sökünce içeride bu kabloya dair herhangi bir iz bulamadım, neyse ki alt kısım ayrı sökülebiliyordu ve şanslıydım ki kablonun güç ünitesine bağlandığı yer kolay ulaşılabilirdi. Sisteme bir konnektör priz alıp yerleştirmeyecektim. Doğrudan güç ünitesine lehimleyecektim. Firmadan -nasıl bir etkisi olacağını bilmeden- bir de gümüş katkılı lehim teli sipariş ettim metresi 1TL’ye. Sonra sıra kabloyu sökmekteydi.

70TL’lik bir kabloya göre kalitesi eğey şaşırtıcıydı. Zaten kampanya ürünü olduğunu söylemişlerdi, sanırım asıl fiyatı bu değil.

Kırmızı yuvarlak içerisindeki lehimlenmiş kısmı söküp diğer kabloyu bağlamak gibi kolay bir işlem vardı sadece sırada. Şansıma kalın olan yeni kablo amfinin güç kablosu değilinden ucu ucuna geçebildi.

Fazlalık olan toprak hattı kablosunu üzerine elektrik bandı ile bantladım ve kabloların ucunda görünen adını bilmediğim metal kısımları kestim daha kolay lehimleyebilmek için.

Ve gümüş lehim teli ile lehimledim.

Artık bundan sonrası kablonun çıktığı yeri güzel gösterebilmekteydi. Çünkü şasiden direkt çıkmış bir kablo pabuçsuz pek hoş görünmemekteydi. Ama o an aklıma gelen pratik çözüm sayesinde içime sinen bir değişiklik yapabilmiş oldum.

Kullanmayacağım için söktüğüm kablonun dişi uçlu konnektörünü (elbet bir adı vardır ama bilmiyorum) söküp kabloya geçirdim ve sanki oraya sakılmış gibi sabitledim.

Artık amfimin arkası bu şekilde görünmekte.

]]>
http://www.dederuhi.net/hifi/odyofiliye-giris-amfi-guc-kablosu-degisimi/feed/ 0
Kendi Gitarımı Topluyorum (Mutlu Son) Project AbBass http://www.dederuhi.net/basgitartopluyorum/kendi-gitarimi-topluyorum-mutlu-son-project-abbass/ http://www.dederuhi.net/basgitartopluyorum/kendi-gitarimi-topluyorum-mutlu-son-project-abbass/#comments Sat, 14 Apr 2012 13:14:28 +0000 http://www.dederuhi.net/?p=220 Evet, Project AbBass bitti, çok da güzel oldu.

Luthier Ekrem ÖZKARPAT‘ın parçalara dokunuşunu yapmasıyla AbBass No:2 can buldu. Evet No:1 nerede diye soracak olursanız şu an perdeleri sökülmekte olan eski gitarım olmakta. Ekrem ÖZKARPAT’a gitarımın parçalarını bıraktığımda kendisi çok güzel bir saz yarattı ve işçiliğe, detaylara hayran kaldım. Özellikle tuşe muhteşemdi, bundan sonra klavye tesfiyesi konusunda bende tek isimdir.  Zaten kendisini anlatmaya hiç gerek yok sanıyorum ki.

Ama ne yalan söyleyeyim öncesinde biraz çekindim yanına giderken, acaba kabul eder mi benim gitarımı toplamayı diye. Mütevaziliğini ve iletişimini görünce gerçekten mutlu etti bu beni.

 

Gitara gelince…

Gitar şu an tam bir sustain pornosu durumunda. Strings thoughs body ve Badass III köprü işini çok fazla yapmakta. Teller biraz oturunca düzeleceğini düşünmekteyim. Çünkü üzerinde DR Lo-Rider yeni takım var.

Öncelikle dünyanın en zor kararlarından biris olan renk konusu orada da bir sorun teşkil etti. Öncesinde kendim gomalak cila yapmayı düşünmekteydim fakat sonra orada doğal ve mat bir cila yapmaya karar verdik. Bu bir gitar ve ağaçtan yapılıyor, bir saz gibi bir müzik aleti gibi olmalı diye düşünüp tonlama yapmakta karar kıldık. Ben böyle beklemiyordum, boyayı vurunca ash gövdeye birden damarlar çıktı ortaya. Ben bu kadar güzel görünebileceğini hiç tahmin etmiyordum.

Sonrasında ise İngiltere’de bulunan eBay‘de bulduğum su bazlı marka yapıştırması yapan biryerde yazdırttığım markayı yapıştırdık.

Sonrasında ise Ekrem Özkarpat tarafından telefonla arandım. Gitar bitti diye. Dayanamadım telefonda sordum nasıl olduğunu. İyi oldu dedi, ben iş yerinden çıkıp atölyeye nasıl gittim bilmiyorum. Çıkan sonuç ise mükemmeldi, dokusunun hiç o kadar yumuşak ve güzel olacağını düşünmüyordum gövdenin. Şimdi durup durup gitar seviyorum.

Tonları şu an çok parlak, Lo-Rider tel yüzünden sanıyorum ki. Gitar çok atak oldu, biraz beklemem ve çalmam gerekiyor.

Not: Fotoğraftaki kişi ben değilim :)

WP_000242 WP_000239 WP_000233 WP_000231 WP_000230 WP_000222 WP_000221 WP_000220 WP_000228 WP_000229 WP_000216 WP_000218 WP_000232

 

]]>
http://www.dederuhi.net/basgitartopluyorum/kendi-gitarimi-topluyorum-mutlu-son-project-abbass/feed/ 0
Odyofili’ye Giriş, Hoparlörler için İğne-Ayak (Speaker Spike) http://www.dederuhi.net/hifi/odyofiliye-giris-hoparlorler-icin-igne-ayak-speaker-spike/ http://www.dederuhi.net/hifi/odyofiliye-giris-hoparlorler-icin-igne-ayak-speaker-spike/#comments Mon, 26 Dec 2011 22:36:29 +0000 http://www.dederuhi.net/?p=202 Bu merak ile (hobi demek biraz acımasızca olur, bu kadar pahalı hobi :) ) ilgilenenler neredeyse tüm fotoğraflarda görmüştür, hoparlörlerin veya diğer cihazların altında uçları sivri ayaklar bulunmaktadır. Bunun tabiki sebebi sadece güzel görünmesi değil. Titreşimi bulunduğu zemine vermemesi temeline bağlı olarak birçok nedeni var.

Benim ise altında granit ve onun altında da anti rezonans malzeme sonrasında hoparlörlerin basları daha net vermesi konusunda düşüncelerim vardı. Yani bu geliştirmeler(tweak) yetmemişti  ve sıra iğne ayakları(speaker spike) takmaya gelmişti.

Sistemin bu halinde, granite bir şeyler çalarken dokunduğumuzda titreşimler hissediliyordu, ama parkede hissedilmiyordu, yani yere verilen bir titreşim yoktu. Ama granite verilen bir titreşim olduğu açıktı. Sıra benim hoparlörlerim olan DynaVoice Dynamite 10’ların ayak ölçüsü olan metrik 8 (M8) spike bulmaktaydı. ebay.com da baya zorlandım, ebay.co.uk de 2 tane vardı, M8 çok kullanılan bir ölçü değildi. Yardımıma Memduh Bey yetişmişti, kendisi bu tarz şeyler de üretebiliyordu. Ve bu sabah parçalar elime ulaştı.

Hoparlör başına 4 ayak ve ayakların altına da pabuçlar konacaktı. Granit üzerinde sadece iğne ayaklar kullanılırsa tizlerin çok dikleştiği uyarısı geldi stereomecmuasi.com forumu sakinlerinden. Bu pabuçlar da spikelar gibi metaldendi ve altına titreşimleri üzerinde durduğu granitlere vermeyecek bir şeyler konması gerekiyordu. Bazı satılan modellerde altta kauçuk kısımlar var ama bendekilere kendim bir şeyler uydurmam gerekiyordu. Ben de şimdilik idare etsin diye kaymaz yapıştırılabilen malzemeleri keserek yapıştırdım.

Tabi bir gelişi güzel oldu ama idare ediyor şu an. Kauçuk bir malzeme bulduğumda tam yuvarlak kesip koyacağım altına.

Şimdi sırada spikeları hoparlöre takması var, nazikçe cihazları yere yatırdıktan sonra arka ayakları kısa olmak üzere taktım. Böylece ses yere daha az çarpacaktı, tam olarak insan yüzüne doğru gelecekti. Ama aslında daha güzel göründüğü için öyle yaptığımı itiraf etmeliyim.

Tekrar belirtmekte fayda var, hazır M8 ölçüsünde vida yuvaları bulunmaktaydı, genelde bulunur ama bulunmayan hoparlörler için yuva da satılmakta. Sıra hoparlörleri tekrar ayağa kaldırmakta ve altına pabuçları koymakta. Tabi daha öncesinden genelde referans olarak kullandığım ve iyi bildiğim bir şarkıyı son kez dinlemiştim. Daha sonra değişikliği hissetmekte zorlanabilirdim çünkü hemen 5 dakikalık iş değil takıp çıkarması. Aynı yükseklikte olmaları için ayar yapmak gerekiyor.

Dışında boya olmayan ayaklar biraz farklı durdu ama basit bir boyama işlemi ile bu giderilebilir. Tabi bunun için tekrar sök tak işlemi yapmak gerekecek, daha sonraki düşündüğüm güzelleştirme ve tweak’e kadar bunu yapmayacağıma eminim.

Sıra dinlemeye gelmişti ve yerime kurulup aynı şarkıyı tekrar açtım. Şarkı tizlerle telli çalgılarla başlıyordu ve tizlerde çok belirgin bir değişme vardı. Daha daha belirginleşmiş ve netleşmişti tizler. Aynı şekilde midler de birazcık dikleşmişti. Sevmiştim ama baslarda malesef bir değişme olmadı. Tabi böyle değişmelerde sanıyorum ki birden olmuyor her şey, biraz süre geçmesi lazım. Granit’e dokunduğumda ise artık titreşim hissetmediğimi farketmiştim. Duymaktan ziyade titreşimini başka bir maddeye vermeden gücünü daha çok koruyup enerjisini eskiye göre daha çok sese dönüştürdüğünü biraz daha bilmek de bu iyileştirmeden alnımın akı ile beni çıkarmıştı.

Bu aynı zamanda düşük ses seviyelerinde(özellikle akşamları ve geceleri komşuları rahatsız etmemek için) yegane amacım olan her şeyi net duyabilmeye beni biraz daha yaklaştırdı.

]]>
http://www.dederuhi.net/hifi/odyofiliye-giris-hoparlorler-icin-igne-ayak-speaker-spike/feed/ 0
Odyofili’ye Giriş, Kulaklık Modifiyesi (HD 414 Grado SR80i Reverse Mod) http://www.dederuhi.net/hifi/odyofili%e2%80%99ye-giris-kulaklik-modifiyesi-hd-414-grado-sr80i-reverse-mod/ http://www.dederuhi.net/hifi/odyofili%e2%80%99ye-giris-kulaklik-modifiyesi-hd-414-grado-sr80i-reverse-mod/#comments Fri, 02 Dec 2011 16:35:22 +0000 http://www.dederuhi.net/?p=190 Çok sevdiğim kulaklığım Samson SR850’nin bir arkadaşım tarafından ele geçirilmesinden sonra bir üst seviyeye terfi etmeye karar verdim ve kendime bir Grado aldım. Bir Grado aldım çünkü bir Grado’nuzun olması güzel bir his tavsiye ederim. Çok şaşırtıcı her şeyi ile. Özellikle kutusu :) El yapımı olduğunu okudum bir yerde hala. Pişmaniye kutusu gibi bir kutuda geldi çünkü. (Kutunun seksi fotoğrafları için tıklayınız) Üzerinde bir stickerda modeli yazıyordu sadece. Kulaklık ise muhteşem. Tam bir fiyat performans kulaklığı. 99$’lık bir kulaklıktan beklenmeyecek şeyler veriyor. Az yoruyor, dengeli. Neyse konumuz kulaklık değil, kulaklığa yapılan modifiye. İnternette yığınla konusu olan HD414 pad modifiyesi. Saolsun Stereomecmuasi.com forumlarında söylediler ve araştırıp hemen yapmaya karar verdim, çünkü herkes yapmış. Benim hiç şikayetim yoktu zira.

Kulaklığın kendi padleri kapalı, burada amaç aradaki süngeri kesip sesin hiç bir engelle karşılaşmadan kulağa gelmesini sağlamak ve aynı zamanda Quarter Mod denen bir modifiyeyi yapmak. Sesin daha geniş çaplı bir kanaldan girip daha dar çaplı bir kanaldan çıkmasını sağlayarak sesin sahnesinde değişiklikler yaratmak.

Öncelikle Sennheiser HD414 padlerini edinmekle işe başladım. Taksim Gümüşsuyu’ndaki Sennheiser teknik servisinde varmış, 11TL ye aldım, ama sonuncusuydu. Sonra getirteceklerini söylediler.  Güzel bir yerdi baya, sadece teknik servis değil, ofisleri de orada.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu sarı süngerler Grado SR80i’nin orjinal süngerlerinden çok az daha sert bir dokuya sahipler. Reverse mod dediğimiz şey ise zaten var olan delikleri kullanıp asıl kulak tarafına delikler açıp o açtığımız delikleri kulaklığa takmak için kullanmak. İşte quarter mod olayı burada devreye giriyor, fotoğraflarda gördüğünüz gibi sarı padlerin orjinal deliklerinin olduğu kısmı gayet etli. Yani o boşluğu bir silindir olarak düşünürseniz arkaya küçük bir delik açtığınızda ve büyük bir yere taktığınızda o orjinal delik kısmının şekli konik bir hal alacak. Bunu son fotoğrafta göreceksiniz. Bu da sesin karakterini değiştirecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yukarıki fotoğraftan anlaşılacağı üzere bir hayli geniş bir yere takılacak sünger.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeni delik açma konusu ise biraz uğraş gerektiriyor. Keskin bir bıçak veya maket bıçağı ile 1TL bozuk parayı iyice bastırarak çevresini kesmek koşulu ile hiç acele etmeden gerekirse aynı yeri 5 kere keserek deliğimizi oluşturuyoruz. Evet ufacık delik açıyoruz ama geniş kulaklığa takacağız, olayın esprisi o zaten.

Öncelikle aşağıdaki fotoğraftaki gibi orjinal delikten takıp seste bir deneme yaptım. Bu kulaklığı kullanıyorsanız bir deney yaparak kulak ile arasındaki mesafenin değişmesi ile sesin baya değişeceğini deneyerek anlayabilirsiniz. Mesela dinlerken bir bastırın kulaklığa, ses ne kadar değişecek, baslar ve midler artacak. Uzaklaştırınca ona keza tersi etki. Bu yüzden asıl kullanılması gereken ince kısmını kulağınız ve kulaklığınız arasına gelecek şekilde takarsanız ses baya bozulacaktır. Çünkü orjinal padlerin et kalınlığı ile çok farklı. Anca reverse mod olayındaki gibi ter takarsanız mesafeden dolayı bir bozulma olmuyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşağıdaki şekilde tam tersi şekilde, yani yeni açtığımız yerden kulaklığa (biraz zor ama) takacak olursak, küçük deliğin genişlemesi padin diğer tarafında büzüşme yaratarak konik bir yapı yaratmakta ve sesin sahnesini baya değiştirmekte.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sonuç olarak sesteki değişme ile kulaklığınızı farklı bir karakterdeki bir kulaklığa çevirebilmektesiniz. Bu reverse mod ile sahneyi daraltmış olup, tizleri ve midleri biraz daha belirgin, daha dinamik ve yorucu bir kulaklığınız olmakta orjinal padleri ile elde ettiğiniz yumuşak dengeli ve daha geniş sahneli sese sadece padleri değiştirerek geçebilirsiniz. Şahsen tercihim her zaman dengeli ve yormayan ses olmaktadır.

]]>
http://www.dederuhi.net/hifi/odyofili%e2%80%99ye-giris-kulaklik-modifiyesi-hd-414-grado-sr80i-reverse-mod/feed/ 0
Odyofili’ye Giriş, Anti-Rezonans Malzemesi Yani Kauçuklar alındı…(Komşuları rahatsız etmemek, vs…) http://www.dederuhi.net/hifi/anti-rezonans-malzeme/ http://www.dederuhi.net/hifi/anti-rezonans-malzeme/#comments Tue, 23 Aug 2011 16:17:30 +0000 http://www.dederuhi.net/?p=172 Sonunda kafayı kırıp koca İstanbul’da Bauhaus’a gidebildim ve granitlerin altına koymayı düşündüğüm anti-rezonans malzemeleri aldım. Bunlar atık kauçukların tekrar birleştirilmesiyle yapılmış ucuz pis kokan şeyler. Ve çok ağır. Yani 4 tanesini aynı anda kucaklamadan tutamazsınız. Fiyatı ise 11.90TL. İşlevi ise çok büyük. Titreyip ses yapan her şeyin altına koyabilirsiniz. Çamaşır makinesinin altına koydum, değişim inanılmaz. Zaten boyutları 60cm X 60cm. Tam makine için. Ve sıkma yaparken dellenip sağı solu dağıtması

sesi kesildi aletin, alt komşuyu da rahatsız etmiyordur artık.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Neyse, arabasız gidemeyeceğiniz Bauhaus denen yerden 35TL taksi parası vererek eve döndükten sonra gelelim kesme ve yerleştirme işlerine. Çok rahat farkettiğim bir sorun olarak hoparlörler altlarında granit bile olsa laminant parkeye gürültü/titreşim vermesi olayı bakalım nasıl etkilenecekti. Bu neden önemliydi;

  • Yere titreşim verdiği an bu alt komşuya gidiyordu
  • Yere verdiği titreşim aynı zamanda kaybettiği titreşimdir, yani güç kaybediyordu
  • Yere verdiği titreşim ile amfiyi ve cd çaları da titreterek gürültü oluşmasına sebebiyet veriyordu
Çok kolay kesilen bir malzeme olan bu kauçukları kesip granitlerin altına yerleştirdim.
Güzel bir ses sistemine doğru adım adım giderken bir engeli de aşmış bulunduk. İlk fotoğrafta da görebileceğiniz gibi oynamalar yapmak ve sesin nasıl davrandığını öğrenebilmek için iki tane de yalıtım malzemesi aldım. Onlar biraz pahalı, tanesi 16TL. Evdeki çeşitli yerlere koyarak seste değişim yaratabiliyor muyum denemek için aldım açıkçası. Ama daha deneme fırsatı bulamadım malesef, öylece durmaktalar.
Görünüşü bu şekilde. Kokusu da bir süre sonra kayboluyor.
Sistemin son hali aşağıdaki şekildeki gibi oldu. Hoparlöre giden kabloların yere temas etmemesi gibi bilinen bir iyileştirmeyi de uygulamaya çalıştım. Tabi bendeki hoparlörler bu değişikliği farkettirecek kadar hassas değil ama yine de havada durması hoş bir hava katıyor. Ben amfinin altına soktum fazlalıkları. Hiç olmazsa ortamdaki sesten titreyen parke üzerinde durmuyor.
Anlayabildiğim tek değişim ise hoparlör yakınlarında iken ayaklarımla hissettiğim titreşim kayboldu. Ama sesteki değişimi deneyebilmem için kısa zamanda alttaki kauçukları çıkarıp dinleme yapmak gerekiyordu, bu ağırlıktaki kolonlar ve granitler ile bu denemeleri yapmak istemedim. Bileklerimde tendinit denen bir bela baş gösterdi çünkü.
Hoparlörlerin konumları ve yaptığım değişiklerle ilgili yorumlarınız olursa lütfen belirtmekten çekinmeyin, salonun konumunu anlatan diğer fotoğrafları da ekledim.
8 7 6 5 4 3 2 Bauhaus

 

 

 

 

 

]]>
http://www.dederuhi.net/hifi/anti-rezonans-malzeme/feed/ 0
B.S Adıyaman Samsun Plug Deneme Tütünü Geldi http://www.dederuhi.net/pipo/b-s-adiyaman-samsun-plug-deneme-tutunu-geldi/ http://www.dederuhi.net/pipo/b-s-adiyaman-samsun-plug-deneme-tutunu-geldi/#comments Thu, 14 Jul 2011 14:41:16 +0000 http://www.dederuhi.net/?p=168 Arkadaşlar merhaba,

Üyesi bulunduğum Türkiye Pipo Kulübü Forumlarından Sn. Birol Salman’ın hobi amacı ile harmanlayıp içilebilir hale getirdiği ve deneme için gönderdiği tütün geldi. Öncelikle buradan da kendisine teşekkür etmek istiyorum.

Hemen bir fotoğraf ile başlamak istiyorum yorumlarıma;

 

Tütün blok halinde geldi, yani düzgün düzgün ince halde kesersek flake halinde içebileceğiz. %70 Adıyaman, %20 Samsun ve %10 Latakya tütünlerinden oluşmakta. Kargo gelir gelmez daha poşeti açmadan latakya kokusundan tanıdım zaten :)

Kül rengi beyaz, içimi daha nemli olduğu için yavaş ve zor oldu haliyle. Biraz sert bir tütün. 1 hafta içtikten sonra detaylı yorumları ekleyeceğim.

]]>
http://www.dederuhi.net/pipo/b-s-adiyaman-samsun-plug-deneme-tutunu-geldi/feed/ 0
B.S. Anatolia No:001 (Pipo Yapıyorum) http://www.dederuhi.net/pipo-yapiyorum/b-s-anatolia-no001-pipo-yapiyorum/ http://www.dederuhi.net/pipo-yapiyorum/b-s-anatolia-no001-pipo-yapiyorum/#comments Thu, 14 Jul 2011 13:32:18 +0000 http://www.dederuhi.net/?p=164 ADIM 1

Arkadaşlar Merhaba, İzmir’deyken giriştiğim pipo yapma işini burada anlatacağım adım adım ne kadar zor olduğunu anlatacağım :) Bittikten sonra ellerim hamlamıştı. Yukarıda fotoğrafı bulunan briar bloğunu Pipomarket ten ağızlığı ile birlikte aldım. Tabi içini göremediğiniz için tamamen şansınıza kalıyor, içinde boşluk veya başka bir özür var mı belli olmuyor. Zaten bu da fiyat belirleyen bir unsur son ürünü satarken.

Aşağıdaki haline getiresiye kadar 6 tane kıl testere kırdım. Briar denilen ağacın özelliği çok çok sert oluşudur.  Tabi biraz alet edevat kullanmak gerekiyor, bir tane de cila taşı eskittim, komple eridi. Kaç tane dremel ucu kırdım sayısını bilmiyorum. Talaş tozu diyorum artık o kadar ince toz tüm evi kapladı. Ev dışında bir yerde yapmak gerekiyormuş.

ADIM 2









 

Ağacın (aslında bitkinin kökü) doğal dışındaki kabuklara tel fırça ile girişeceğim nazikçe.

Yan kısımlar beni baya zorladı açıkçası. Başlarda çok dikkatli gidiyordum, ama şekli kötüydü. Yani çok tipsizdi. Sonra doğaçlama takılmaya başladım. En sonlara doğru ağızlığın takıldığı yerdeki kavis birden ortaya çıktı. Çıktı derken kafamda şekillenen bir şeydi.O kurtardı. Orasını çok sevdim.

ADIM 3

Üstteki fotoğraflar yalanmış. Tek gerçek carnauba mumuymuş. Bambaşka bir şeymiş ve yeni aldığım zımpara da çok fenaydı(2000 numara). Pipoyu okşayıp duruyorum çok güzel oldu.

Şimdi mutlaka ve mutlaka önce 800 numara sonra 1000 numara ile zımparalayınız. sonra da en az iki tane 2000 numara zımpara kağıdı alınız. işte resmen sihir gibi bu 2000 numara. Cila olmadan bile süper oluyor. Ama asıl olay GömerciN arkadaşın bana kıyağı olan carnauba mumu. İşte sonuç, önceki hali yukarıda:








Şimdi sırada 4. adım olan markalama var. Zaman bulduğum bir vakit Perpa’ya gidip özel kestirdiğim gümüş plakaya piponun adını yazdırağım ve çaktıracağım. Lazerle piponun ağacının üzerine de bir şeyler yazdırmayı düşünüyorum.

Görüşmek üzere.

]]>
http://www.dederuhi.net/pipo-yapiyorum/b-s-anatolia-no001-pipo-yapiyorum/feed/ 0